Аңдатпа
İnsanlar yaşam boyunca farklı gelişim evrelerinde içsel ve dışsal birçok stres kaynağıyla karşılaşabilmektedir. Ergenlik ile yetişkinlik arasında bir geçiş dönemi olarak yer alan ilk yetişkinlik dönemi, bireylerin hem psikolojik hem de sosyal açıdan önemli değişiklikler yaşadığı kritik bir evredir. Aynı zamanda toplumsal rollerin ve beklentilerin artması, bu dönemi daha karmaşık bir hâle getirebilmektedir. Bu dönem, bireylerin kimlik oluşturma, bağımsızlaşma, akademik sorumluluklar ve geleceğe yönelik belirsizliklerle yüzleştiği önemli bir geçiş sürecidir. Bireyler bu süreçte hem kendilerine hem de çevrelerine ilişkin algılarını yeniden yapılandırmakta; yaşamlarına yön verecek kararlar almaya çalışmaktadır. Bu durum, bireylerin psikolojik dayanıklılıklarını sınayan bir süreç olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte bireylerin üniversiteye başlamayla birlikte çoğu zaman ilk kez aile ortamından ayrılarak kendi kararlarını almak ve sorumluluklarını tek başına üstlenmek durumunda kalmaları, bireyleri psikolojik açıdan zorlayabilmektedir. Aileden fiziksel olarak uzaklaşma, duygusal destek kaynaklarının azalması ve yeni sosyal çevrelere uyum sağlama gerekliliği, stres düzeyini artıran önemli etkenlerdir. Dolayısıyla bu süreçte karşılaşılan stres faktörleri, ilk yetişkinlik döneminde bulunan üniversite öğrencileri açısından daha belirgin ve yoğun bir şekilde yaşanabilmektedir. Bireyler, bu stresörlerle başa çıkabilmek amacıyla çeşitli başa çıkma stratejilerine yönelmekte; bu stratejiler arasında yer alan dini başa çıkma, bazı üniversite öğrencileri için önemli bir psikolojik mekanizma olarak öne çıkabilmektedir. Dini başa çıkma, bireylerin yaşadıkları zorlukları anlamlandırmalarına, umut duygusunu korumalarına ve psikolojik dengeyi sürdürmelerine katkı sağlayabilmektedir. Bu bağlamda çalışmada, üniversite öğrencilerinin karşılaştıkları zorluklarla başa çıkmak amacıyla tercih ettikleri dini başa çıkma stratejilerinin türü (olumlu ve olumsuz) ve kullanım sıklığı ele alınmıştır. Araştırmanın temel amacı, üniversite öğrencilerinin dini başa çıkma stratejilerinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Çalışmada cinsiyet, yaş, sosyoekonomik düzey, sınıf düzeyi ve fakülte türü değişkenlerinin dini başa çıkma stratejileri üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Bu değişkenlerin seçilmesinde, üniversite öğrencilerinin yaşam koşullarını ve gelişimsel özelliklerini yansıtma potansiyeli dikkate alınmıştır. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Kilis 7 Aralık Üniversitesi’ne bağlı Eğitim Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Fen Fakültesi ile Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda eğitimlerine devam eden öğrenciler örnekleminde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemi, tabakalı örnekleme yöntemiyle seçilmiş toplam 488 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Bu örnekleme yöntemi, farklı fakültelerin temsil niteliğini artırmak amacıyla tercih edilmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden korelasyonel modeli kullanılmış, veriler yüz yüze anket tekniğiyle toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ise Jamovi (2.66) istatistik paket programından yararlanılmıştır. Verilerin analiz sürecinde dini başa çıkma puanlarının demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla, iki gruplu değişkenler (cinsiyet ve sınıf düzeyi) için bağımsız örneklemler t-testi; üç ve daha fazla gruba sahip değişkenler (yaş, sosyoekonomik düzey, lise türü ve fakülte) için ise tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma bulguları, üniversite öğrencilerinin dini başa çıkma stratejilerinin türü ve bu stratejilere başvurma sıklığının cinsiyet değişkenine göre anlamlı düzeyde farklılaştığını ortaya koymuştur. Buna karşılık yaş, sosyoekonomik düzey, sınıf düzeyi ve fakülte türü değişkenleri açısından dini başa çıkma stratejilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma saptanmamıştır. Bu sonuçlar, dini başa çıkma stratejilerinin kullanımında cinsiyet değişkeninin belirleyici bir rol oynadığını, buna karşılık yaş, sosyoekonomik düzey, sınıf düzeyi ve fakülte türü değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma bulunmadığını ortaya koymaktadır.